Ne oldum Deme, Ne Olacağım De!

1950-60‘larda Fatih Camii baş imamlığını yapan Gümülcineli Mustafa Efendi, vaazlarına hep şu sözlerle başlardı: – Ne oldum deme, ne olacağım de! Bugünkü zaferini düşünerek şımarma, yarınki geleceğini hesap ederek mütevazı ol! Her çıkışın bir inişi olur, onu da hiç unutma! Bu sözler, insanın kazandığı başarıdan sonra başının dönmesini önleyecek açıklıkta ikaz sözleri. Ne var ki, insan çiğ süt emmiş derler ya. Bazen kazandığı başarıdan başı döner, ne oldum der, fakat ne olacağım, demez. Bir de bakarsınız ki, şatahat dolu sözler söylemeye başlamış. Nitekim bir seçim akşamı sonuçları getiren görevli, muhtar adayının kulağına fısıldamış: Gözün aydın, muhtarlık seçimini sen kazandın! Kazandığını duyar duymaz oturduğu yerden fırlayıp ayağa kalkan muhtar adayı, çevresine şöyle bir göz gezdirdikten sonra: – Arkadaşlar! demiş, şu Allah’ın işine bakın, biraz önce ben de sizin gibi bir adamdım! Evet, biraz önce o da bizim gibi bir adamdı. Şimdi de bizim gibi bir adam değil mi? Değil. Çünkü o artık bir baştır. ‘İnsan bir baş olsun da isterse soğan başı olsun!’ diye boşuna dememişler. Demek ki baş olmak bazı insanların başını döndürüyor. İsterse muhtarlık olsun bu başlık. Halbuki baş olmanın getirisi olduğu gibi götürüsü de vardır, muhtarlık bile olsa baş olmanın sorumluluğu ağırdır. İrşat kitaplarındaki ikazlara baktığımızda görüyoruz ki, dünyada on kişiye de olsa başkanlık edenler, mahşerde elleri başlarına bağlı olarak gelecekler başlık ettikleri insanların karşılarına. Helalleşebilirlerse elleri çözülecek, helalleşemezlerse elleri başlarına bağlı olarak sürülecekler yönettikleri halkla hesaplaşacakları yere. Demek ki baş olmanın sadece getirisi yok, elleri başlarına bağlı olarak hesaplaşmak gibi ağır götürüsü de var sonunda. Ama bunu ancak sorumluluk sahibi başlar düşünür. Bundan dolayı makamının sorumluluğu altında ezilen Halife Harun Reşid, maneviyat büyüğü Fudayl bin İyaz’a sorar: – “Yüklendiğim mükellefiyetin ağırlığı altında eziliyor, geceleri uyuyamıyorum. Bana ne tavsiye edersiniz? Nasıl bir anlayış ve tutum içinde olayım yönettiğim halka karşı?” Maneviyat büyüğü, sorumluluk sahibi yöneticinin halkına karşı tutumunu şöyle tarif eder: – Sen der, ülkeni kendi evin, ülke halkını da kendi ev halkın bil, ülkenin yaşlılarını kendi anan-baban, gençlerini de kendi oğlun-kızın kabul et. Anana-babana, oğluna-kızına neleri layık görürsen ülke halkına da onları layık gör, öyle muamele eyle. İşte bundan sonra görevini yaptığını düşünerek rahat uyuyabilirsin! Sözlerini şöyle bağlar maneviyat büyüğü: – Şayet tavsiyemi tutar da ülkeni evin, ülke halkını da ev halkın bilir, onlara kendi ev halkına layık gördüklerini layık görür, layık görmediklerini de layık görmez, bir ayırım yapmadan hepsine de eşit muamele yaparsan, senin bu adaletli hizmetinin her saati, bir senelik nafile ibadet derecesine yükselir, bunu da böyle bil. Efendimiz, adil bir yöneticinin hizmette geçen her saatinin, sıradan kimselerin bir senelik nafile ibadetinden üstün olduğunu haber vermiş, sorumluluk sahibi gerçek yöneticiyi böyle tarif buyurmuştur. Demek ki, şimdi bekleme sırası bize geldi. Bakalım bizim yöneticilerimiz bizi nasıl görecekler? Yönettikleri yöreyi kendi haneleri, halkını da kendi hane halkı bilecek, yaşlılarını anaları, babaları, gençlerini de oğulları kızları gibi görecek, sorumluluk sahibi adil yönetici örneği verecekler mi göreceğiz bakalım…

Aziz Altıntaş

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: